değerli kardeşlerim ..bu hafta yine Merhum M.Es'ad Çoşan hz.lerinin bir cuma sohbetini paylaşacağız sizlerle
Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..
Aziz ve sevgili izleyiciler ve dinleyiciler! Ramazanınız hoş geçsin... Cenâb-ı Hak bu mübarek ayda ikram ettiği, ihsân ettiği hayırların cümlesinden en çok şekilde istifade etmeyi cümlenize, hepimize, kardeşlerimize nasîb eylesin... Allah hepinizden razı olsun... İki cihanda aziz ve bahtiyar olun...
a. Amellerin Karşılığı
Sohbetimdeki ilk hadis-i şerif, Abdullah ibn-i Ömer RA'dan. Taberânî Evsat'ında kaydetmiş, Beyhakî kaydetmiş, İbn-i Hibban da Sahîh'inde kaydetmiş bu hadis-i şerifi. Peygamber Efendimiz'in mübarek sözlerini teberrüken okuyalım; çünkü esas olan odur. Onun açıklamaları ve sâireleri bizim sözlerimizdir. Aslını ilkönce bir dinleyelim:
(El-a'mâlü indallàhi azze ve celle seb'un: Amelâni mûcibân, ve amelâni biemsâlihimâ, ve amelün biaşri emsâlihî, ve amelün biseb'imieh, ve amelün lâ ya'lemü sevâbe àmilihî illallàhu teàlâ azze ve celle.
Feemmel-mûcibân: Femen lekıyallàhu ya'büdühû muhlisan lâ yüşrikü bihî şey'en, vecebet lehül-cenneh. Ve men lekıyallàhu kad eşreke bihî, vecebet lehün-nâr.
Ve men amile seyyieten cüziye bihâ, ve men erâde en ya'mele haseneten felem ya'melhâ cüziye mislehâ. Ve men amile haseneten cüziye aşran. Ve men enfaka mâlehû fî sebîlillâhi du'ifet lehû nafakatühû: Ed-dirhemü biseb'imieh, ved-dînâri biseb'imieh.
Ves-sıyâmü lillâhi azze ve celle, lâ ya'lemü sevâbe àmilihî illallàhu azze ve celle.) Sadaka rasûlüllàh, fî mâ kàl, ev kemâ kàl. (Et-Tergîb, Oruç:
Hazret-i Ömer Efendimiz'in oğlu mübarek Abdullah RA'ın rivayet ettiği bu hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
(El-a'mâlü indallàhi azze ve celle seb'un) "Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin nazarında, Allah katında, Allah'ın yanında kulların işlenen amelleri, icraatları yedi tabakadır, yedi çeşittir. (Amelâni mûcibân) Bunun iki tanesi, kulun yaptığı iki amel gerektiricidir." Neyi gerektirdiğini sonra açıklamada söyleyeceğim.
(Ve amelâni biemsâlihimâ) "Kulların amellerinden iki amel daha vardır, bunlar da misliyle, aynen, bire bir mukabele, karşılık kazandırır insana. (Ve amelün biaşri emsâlihî) Bir tanesi de kul bir şey yapar, on misli mükâfât verir Allah-u Teàlâ Hazretleri. (Ve amelün biseb'imieh) Bir de kulun bir ameli, icraatı, ibadeti vardır ki, onun mükâfâtı bire yediyüzdür. (Ve amelün lâ ya'lemü sevâbe àmilihî illallàhu teàlâ azze ve celle) Kulun bir ameli, ibadeti de vardır ki, onun sevabının ne kadar olduğunu Aziz ve Celil olan Allah'tan başkası bilmez." diyor.
Efendimiz önce böyle kapalı olarak söylüyor. Tabii, kapalı olarak söylenen söz merak uyandırır. "Acaba şu ne imiş?.. Acaba bu ne imiş?" diye dinleyenler, daha büyük bir aşkla, şevkle, merakla dinlerler. Siz de herhalde, mükâfatlandırılışına göre yedi tabakaya ayrılan, bu yedi tür amel, ibadet, icraat, faaliyet nelerdir diye merak ediyorsunuzdur. Şimdi SAS Efendimiz'in açıklamasından biz de size anlatalım:
(Feemmel-mûcibân) "İki tanesi gerektirici, icab ettirici ameldi."Bunları söylüyor Efendimiz. (Femen lekıyallàhu ya'büdühû muhlisan lâ yüşrikü bihî şey'en) "Her kim ki, Allah-u Teàlâ Hazretleri'ni ihlâsla ibadet ediyorken, hiç bir şeyi ona şerik koşmamışken, şirke düşmemişken Allah'a kavuşursa; (vecebet lehül-cenneh) onun böyle yaşamı, böyle ibadet edişi, ona cenneti gerekli kılar. Yâni böyle bir kul cennete girer."
Allah hepimizi ihlâs ile, hàlis muhlis, yalnız ve yalnız, sadece ve sadece Allah'a kulluk etmeyi; kula kul olmamayı, veya gayrullaha kulluk etmemeyi nasib etsin Rabbimiz... Sırf kendisine, şirk koşmadan kulluk etmeyi nasib etsin... Çok önemli bu, her şeyin temeli. Çünkü şirk koştu mu, Allah müşrikleri cehenneme atacak, kesin; cennetine sokmayacak, kesin; affetmeyecek, kesin... Bunlar Kur'an-ı Kerim'de kesin olarak belirtilmiştir. Çok tehlikeli... Cümle cihan halkının, hiç şirke düşmemeye son derece dikkat etmesi lâzım!..
Elhamdü lillâh, biz müslümanlar, "Lâ ilâhe illallah, Muhammedür-rasûlüllah" diye, Allah'ın varlığını birliğini söylüyoruz, inanıyoruz ve şirk koşmuyoruz. Puta tapmıyoruz, haça tapmıyoruz, heykele tapmıyoruz... Maddî, fânî varlıklara tapmıyoruz.
Kimisi yıldıza tapar, güneşe, aya tapar; kimisi dağa, tepeye, pınara tapar, kutsal bir şeyler edinir; kimisi bazı hayvanlara tapıyor... vs. Elhamdü lillâh biz hàlis, muhlis ehl-i tevhidiz. İnşaallah bu yüzyıl Tevhid Asrı olacak ve şirk tamâmen yeryüzünden zamanla kalkacak...
Bir gerektirici amel bu; insan şirk koşmadan, ihlâsla yaşar Allah'a kavuşursa, ölürse, cennet ona gerekli olur, vacib olur. Demek gerektirici şeyin birisi bu...
(Ve men lekıyallàhu kad eşreke bihî) "Buna mukabil, bir kimse de müşrik olarak, şirk koşmuş olarak Allah'a kavuşursa; yâni müşrik olarak, kâfir olarak ölürse; (vecebet lehün-nâr) ona da cehennem vacib olur, gerekli olur."
Burada hadis-i şerifin ifadelerini açıklamamız lâzım ki, iyice bilinsin:
Dikkat ederseniz, bazı kimseler bizim dindarlığımızı görünce, veyahut bizim onlara teklifimizi duyunca;
"--Benim de bir inancım var, ben de Tanrı'ya inanıyorum!" diyor.
"--İnancın var ama, neye inanıyorsun? Her inanç makbul değil!"
"--Ben Allah'a inanıyorum..."
"--Allah'a inanıyorsun ama, o da yeterli değil. Allah'ın istediği tarzda, eksiksiz, tam inanmak lâzım ve imanın gereğini yapmak lâzım!"
Onun için, inandığın şeyin ne olduğu çok önemli. Soruyorsun:
"--Ben tanrıya inanıyorum." diyor.
"--Senin tanrı dediğin nedir?" diye kurcaladığın zaman, altından yine şirk çıkıyor, yine putperestlik çıkıyor, yine maddeperestlik çıkıyor; olmaz.
Kim Allah'a şirk koşmuş olarak yaşar ve vefat ederse... İnancı var, dini var, ama şirk koşmuş olarak yaşamış. Tamamen Allah'ı inkâr eden, tamâmen dinsiz, kap kara, kıp kızıl değil. Öyle de olsa, şirk koşarak ibadet etmiş bile olsa; (vecebet lehün-nâr) bu yaşam tarzı da ona cehennemi gerekli kılar.
Gerekli kılan iki amelin iki amelin ikincisi bu. Bu da mutlaka cehenneme girer, cehennem buna vacib olur.
İşte vâcib kılıcı iki amel bu: İmanla göçerse cennet vacib olur; küfürle, şirkle göçerse, cehennem vacib olur. Yâni mutlaka, gerekli, mutlaka öyle olur.
Gelelim ikinci sınıfa, misli misline, birebir karşılığı verilen amele;
(Ve men amile seyyieten cüziye bihâ) "Kim bir kötülük işlerse, misline bir ceza alır, bir günah kazanır." Günahın, seyyienin karşılığı bir ilâhî ceza tahakkuk eder. Bire bir, kötülüğün karşılığı bir ceza...
(Ve men erâde en ya'mele haseneten) Bir de iyi bir şeyi yapmağa niyet etti ama, (felem ya'melhâ) yapamadı, yapmadı, fırsat olmadı, ömrü yetmedi, gücü yetmedi, ulaşamadı, olamadı. (Cüziye mislehâ) Yapamayana da, o niyet ettiği işi sevabı yapmış gibi, bire bir, misli misline sevabı verilir."
Meselâ, ben can ü gönülden istiyorum ki, kendi başıma, hiç kimsenin parasını almadan, sırf kendi hayrıma bir cami yaptırayım!" Bunu can ü gönülden istiyorum, ama yapamadım... Yapamadan ölürse insan, niyet ettiği için misli misline mükâfâtlandırılır.
Meselâ, "Falanca kimseye gideyim, şu kadar hayır yapayım!" dedi, yapamadı. Niyet ettiği için misli misline sevap alır. Bunun gibi sayısız misaller bulunabilir.
Gelelim beşinci amele: (Ve men amile haseneten) "Kim bir iyilik işlerse, ibadet, tâat, Allah'ın sevdiği hayırlı, güzel bir icraatı yaparsa, hasene işlerse; (cüziye aşran) on misli mükâfat verir Allah..." Bire bir vermez, bire on verir. Yüzde yüz kâr etmez, yüzde bin kâr eder iyiliği yapan kimse...
Altıncı çeşidi... Kendimiz söylüyoruz rakamları, hatırda iyi kalsın diye. Hadis-i şerifte "Bu altıncı..." diye ifade etmiyor Peygamber Efendimiz ama, biz takip edilsin diye rakamları söylüyoruz.
(Ve men enfaka mâlehû fî sebîlillâh) "Kim malını Allah yolunda infak ederse..." Ne demek? Allah yoluna parasını hayır olarak verirse demek. Bir insan parasını Allah yoluna verirse... Tabii Allah yolu nedir, onu açıklayacağım. (Du'ifet lehû nafakatühû) "Nafakası, o verdiği hayrı, hasenâtı kat kat, kat kat artırılır bu kişiye... (Ed-dirhemu biseb'imieh) Dirhemi yediyüz dirhem mukabili, yâni yedi yüz dirhem vermiş gibi, yedi yüz misli mükâfatlandırılır; (ved-dînâru biseb'imieh) dinarı yediyüz misli..."
Yâni lira harcamışsa yediyüz lira, kuruş harcamışsa yediyüz kuruş, altın harcamışsa yediyüz altın, dolar harcamışsa yediyüz dolar, mark harcamışsa yediyüz mark geliyor.
Şimdi bu fî sebîlillâh harcamak ne olur? Hadis-i şeriflerden öğrendiğimiz fî sebîlillâh'ları sayalım:
En başta cihada para verirse, Allah yolunda cihada masraf yaparsa; bu fî sebîlillâh cihaddır. Bunun sevabı bire yedi yüzdür.
Başka fî sebîlillâh nedir?.. Hac ve umreye harcanan paralar. Orası da hac yolu, umre yolu da, o da fî sebîlillâh'tır. Oraya harcanan paralar da bire yediyüz olur.
Başka?.. İlme harcanan para da bire yediyüzdür. Çocuğunu okutsun diye, öğrensin, alim olsun diye falanca yere gönderdi, filânca alimin dersine kattı, onun masrafına da katlanıyor. İlim yolu da bire yedi yüzdür. Böyle bire yediyüz olma şekli, çeşitli şekillerde olabilir. Etti altı...